Eflatun
Suretine yenik düştüğün, yarı
baygın gecelerin şafağa çaldığı vakitlerin en afilli hatunu, Nirva!
Saptığın çıkmaz sokakta, yolun açık olsunlarla
uğurlanıyorsun.
Kime niyet kime kısmet dediklerine, her daim niyetli lakin
hiç bir vakit kısmetli değilsin.
Nasip değilmişten öteye varmayan
kelamların, her şey olacağına varır diye çınlayan vaatlerin, bitsede gitsek bir
halin var.
Yüreğine rengini bir türlü
tutturamadığın yamalar iliştiriyorsun.
Koşarak vardığın huduttan kaçarak
dönüyor, yüreğinde eflatunu yokluyorsun.
Ecele faydası olmayan korkuların,
ölüme de yardımı olmuyor, bunu artık en iyi sen biliyorsun.
Düzene aykırı, adem oğluna öfkeli,
havva kızına uzaksın.
Belli ki o sebepten anlatamıyor,
bir hayli bildiğine de susuyorsun.
Şu bir daha yıkılası hengameden
çıkıp,
Varsın Eflatunlu bir masa daha
kurulmasınlara varıyor dilin, sonra tövbe haşalar indiriyorsun gökten.
Ürkeksin, Nirva
Etme,
Sukunetin erdemliğine henüz denk
gelememiş olsanda, elbet o şeftali bahçesine tekrar gideceksin.
Dile gelen ağaçlar sizi, sana
anlatacaklar,
Bu defa eflatun değilde yokluğu,
yokladığı vakit yüreğini, diline ne pıranga ne mühür sahip çıkamayacak.
Salma bedenine tekrardan o zehri, bak kalbin elden gidiyor, ulaşma, yetişme yamacıma.
Burası soğuk, karanlık, korkuyorum
Nirva!
Bir başına çekilmiyor şu üç günlük
dedikleri alemin kahrı.
Görmezlikten gelip, hiçliğe
gittiğin şu yokuşlu yolun kârı neresindeyse gör ve dön.
Senin yolunda, yılında ayrı artık!
Selametle...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder