18 Şubat 2017 Cumartesi

Eflatun



Suretine yenik düştüğün, yarı baygın gecelerin şafağa çaldığı vakitlerin en afilli hatunu, Nirva!
Saptığın çıkmaz sokakta, yolun açık olsunlarla uğurlanıyorsun.
Kime niyet kime kısmet dediklerine, her daim niyetli lakin hiç bir vakit kısmetli değilsin.
Nasip değilmişten öteye varmayan kelamların, her şey olacağına varır diye çınlayan vaatlerin, bitsede gitsek bir halin var.
Yüreğine rengini bir türlü tutturamadığın yamalar iliştiriyorsun. 
Koşarak vardığın huduttan kaçarak dönüyor, yüreğinde eflatunu yokluyorsun.
Ecele faydası olmayan korkuların, ölüme de yardımı olmuyor, bunu artık en iyi sen biliyorsun.
Düzene aykırı, adem oğluna öfkeli, havva kızına uzaksın.
Belli ki o sebepten anlatamıyor, bir hayli bildiğine de susuyorsun.
Şu bir daha yıkılası hengameden çıkıp,
Varsın Eflatunlu bir masa daha kurulmasınlara varıyor dilin, sonra tövbe haşalar indiriyorsun gökten.

Ürkeksin, Nirva

Etme, 

Sukunetin erdemliğine henüz denk gelememiş olsanda, elbet o şeftali bahçesine tekrar gideceksin.
Dile gelen ağaçlar sizi, sana anlatacaklar,
Bu defa eflatun değilde yokluğu, yokladığı vakit yüreğini, diline ne pıranga ne mühür sahip çıkamayacak.

Salma bedenine tekrardan o zehri, bak kalbin elden gidiyor, ulaşma, yetişme yamacıma.
Burası soğuk, karanlık, korkuyorum Nirva!
Bir başına çekilmiyor şu üç günlük dedikleri alemin kahrı.
Görmezlikten gelip, hiçliğe gittiğin şu yokuşlu yolun kârı neresindeyse gör ve dön.

Senin yolunda, yılında ayrı artık!


Selametle...





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder