16 Mart 2020 Pazartesi






Denk gelişlerin en zamansız lakin en harika olanıydın belki de.
Ben ki gözümde büyüttüğüm cüsseni nasıl da al aşağı etmiştim.
Gökyüzünden inmeyen burnun, beni asla farketmeyeceğini düşündüğüm gözlerin, benliğinin en üstüne yerleştirdiğin egon.
Meğer ne baharlar saklıymış, ne çiçekler açarmış içerinde.
Keşkeler batağının balçığına bulandı ayaklarım, adım atmama izin verse de bastığım her yüreğe izlerini bırakıyorum.
Bir nebze yeşeren tomurcuklarına çamurlar yağdırıyor keşkeler, tuttuğumu koparmanın en acı rastlantısını yaşıyorum şu sıra.
Hakedişlerim cabası..
Yüreğin dilediğine, sessiz çığlığı tırmalıyor kulaklarımı, zamanında kulak tıkadığıma bilsen ne hasretim şimdilerde.
Bir kelam etsen destan yazacağım lakin ne sende derman kalmış ne de eski bahar çiçekleri.
Soğutmuşsun yüreğini..
Her çizgisini ezbere bildiğim suretin, suretine yenik düştüğüm gecelerim, yutkunmaya dermanımın kalmadığı sabahlarım.
Tazeledim yaramı, taziyesini ilettim yaranın.

Sen maksadıyla kırdığım her tabum sonumuza eklenen bir tuğla misali yığıldı önüme.
İnandığım gök, fırtına oldu yağdı üzerime.
Bunca kini ne ara biriktirdin içerinde..

Suistimal edilen tüm iyi niyetlerimle birlikte en dipteki hendeğe gömüyorum seni bu gece!
Yıldızların karanlık yüzünü gördüm, ışığın dahi eninde sonunda yokoluşuna şahidim artık.
Layık olduğun yere, o keşkeler batağına bırakıyorum seni bu gece,
Tüm iyi niyetlerin beraberinde.
Artık o batakta da canın ne denli yanar veyahut kim tutar kaldırır seni bilmiyorum.
Açıkcası artık bilmek dahi istemiyorum.
Anahtar deliğine kadar kapattığım bu kapının ardında ister yan, ister yak!
Kıvılcımın dahi ulaşamaz benim ütopyama,
Ne yazık ki ben artık senden çok bunu biliyorum.


Hoş kal, hoşçakal..


















9 Mayıs 2019 Perşembe

Selameti olsun sabrımın,







Geceden daha siyahtı saçları o vakit, zümrütü utandıran bakışları, yasemenden beyaz teni ve bana kendimi unutturacak gülüşü..



Misal kimsenin gülüne değişemediğim dikenleri.

Parçalasa da ellerimi, akan kan bile mutlu ederdi beni.
Öylesine kapılmayı dilememiştim.
Başlarda beni yolumdan edeceğini de hiç hissettirmemişti bana,
Kendimi kaybettiğim vakitler yanında bulur oldum kendimi.
Kimselere dökemediğim içimi bi o bilir oldu.
Okudu, baştan sona okudu.
Hiçbir satır arasını atlamadı, duraksamadı, yutkunmadı dahi.
Başardı,
Sahi ezberledi mi beni?


Bilmem.



Zaman olur sorgularsın, hissettirdiklerini, düşlediklerini, hepsi sahici. 

Kuşkusuz ezberlediğim elleri, sanki benim tenim gibi.
Yabancı değil bilhassa çok tanıdık yüreği.
Derindir mevzu, sonu son ki el ele bir intihar tablosu.
Hangimiz önce atalım değil adımı, ben gideyim sen kaldır çözümü.


Yıprattı şu sıra sessizlik beni, yordu hafiften sessizliğin, biraz da uykum geldi galiba.

Lakin biliyorum ki uyursam uyanamam bir daha, direniyorum, avaz avaz susuyorum.
Sırf duy diye, 
Sırf seni benden başkası paklamaz anla diye,
Sırf pişman olma diye,
Sırf en çok sana direndiğimi gör diye,
Sırf her şeyi boşverip geldiğimi bil diye, diye, diye tüy bitti dilimde!


Ve ben hala aynı yerde, bıraktığın halde, senin için, seninle.



Bekletme,



Özletme..






iyi gidiyor, senden? 






28 Nisan 2019 Pazar

Bu ilki,










Kimsenin huzur’evi yolu değilim artık, kendimde bir başıma sokakta kaldım zaten.


Tüm kapıların yüzüme kapandığı bu fırtınalı mevsimde sağanağında kaldım yeşilinin bir başıma.

Söz geçiremediğim hayallerim, 
prangalar vursam da susmayan dilim..

En çok sözümü geçiremediğim, olmayacağa meylim, tutunduğum dalım, güvendiğim dağım.

Tutamadım sözümü..

İstemeye istemeye vurdum mührü, dilemesem de ördüm duvarlarımı daha da göğe.
Ki bu defa yetmesindi boyum,  yüküm ulaşsın sana belki o zaman ne hudut tanır ruhun nede hendek.
Sen gelirsin yamacıma bu defa ben sırtlanırım seni, alırım tüm yüklerini, gücümün yetmediği yerde koyarım bir parça yürek, iliştiririm ılgın köklüsü yüreğine can suyu niyetine.

Sen yeşerdin mi ötesi ferah, 
öte yol aydınlık,
tüm güzellikler bizim bütün umutlarla birlikte, 
ben hala bıraktığın yerde bıraktığın halde, 

gel!
çekinme!

14 Şubat 2019 Perşembe










 Fırtına ortasında ılgın ağacı varsaymıştım seni, 

Vuran tüm dalgaları umursamazlığın, koca rüzgarda kımıldamayan yaprağın 

ve doğası ötelere yayılmak olan lakin taşlarla örülmüş dilediği yere varamayan kökün.

Beynimi kemiren suallerim, bile dileye susuşun, çıkmaz yolum, yokuşun.

Sanırım hayatım boyunca denk 
geldiğim en sevimli çelişki bu!

İzlemesi zevkliydi pembe dallarını, hışırtılarını dinlemek keyifliydi zannımca.

Göz alıcı rengin, saçtığın huzur, savurduğun neşen.

Dibine soluklanana verdiğin serinliktendir belkide seveninin bolluğu.

Dilimin varmaya korktuğu bolca güzelliği barındırman ürküttü beni biliyorum.


Varsın olsun, nasılsa;

 Sen güzel ve çirkin bir adamsın!


18 Şubat 2017 Cumartesi

Eflatun



Suretine yenik düştüğün, yarı baygın gecelerin şafağa çaldığı vakitlerin en afilli hatunu, Nirva!
Saptığın çıkmaz sokakta, yolun açık olsunlarla uğurlanıyorsun.
Kime niyet kime kısmet dediklerine, her daim niyetli lakin hiç bir vakit kısmetli değilsin.
Nasip değilmişten öteye varmayan kelamların, her şey olacağına varır diye çınlayan vaatlerin, bitsede gitsek bir halin var.
Yüreğine rengini bir türlü tutturamadığın yamalar iliştiriyorsun. 
Koşarak vardığın huduttan kaçarak dönüyor, yüreğinde eflatunu yokluyorsun.
Ecele faydası olmayan korkuların, ölüme de yardımı olmuyor, bunu artık en iyi sen biliyorsun.
Düzene aykırı, adem oğluna öfkeli, havva kızına uzaksın.
Belli ki o sebepten anlatamıyor, bir hayli bildiğine de susuyorsun.
Şu bir daha yıkılası hengameden çıkıp,
Varsın Eflatunlu bir masa daha kurulmasınlara varıyor dilin, sonra tövbe haşalar indiriyorsun gökten.

Ürkeksin, Nirva

Etme, 

Sukunetin erdemliğine henüz denk gelememiş olsanda, elbet o şeftali bahçesine tekrar gideceksin.
Dile gelen ağaçlar sizi, sana anlatacaklar,
Bu defa eflatun değilde yokluğu, yokladığı vakit yüreğini, diline ne pıranga ne mühür sahip çıkamayacak.

Salma bedenine tekrardan o zehri, bak kalbin elden gidiyor, ulaşma, yetişme yamacıma.
Burası soğuk, karanlık, korkuyorum Nirva!
Bir başına çekilmiyor şu üç günlük dedikleri alemin kahrı.
Görmezlikten gelip, hiçliğe gittiğin şu yokuşlu yolun kârı neresindeyse gör ve dön.

Senin yolunda, yılında ayrı artık!


Selametle...





6 Şubat 2017 Pazartesi

Buradayım Nirva!


Bıkıp usandığın kabuslardan sebeple gözünü yummaya korkar oldun şu sıra Nirva.
Baharın bahçenin, çiçeğin böceğin daha dalına ulaşmadığı Cuma sabahı.
Özledin değil mi?
Unutmaktan korktuğun sesi canını nasıl da yakıyor bu sabah. Güvendiğin dağ çığ oldu iniyor üzerine.
Çığlıkların sessiz, göz pınarların kurudu.
Yüzünün her zerresini ezbere bildiğin,  sakalına kadar aşık olduğun adamın izini kaybetmiş gibisin.
Çıkar yolun çok, tanıdık hiç bir yol yok.
Bu defa bambaşka bir limana yanaştı, dişini tırnağına katıp ellerini parçalarcasına yaptığın kayık.

Bu limanda sana yer yok! Dedi elalem.
Kapadın kulağını, duymadın kimseyi, en çok istediği de bu değil miydi zaten ?
Kime ne! Derdi hep.
En çok da sanane'ydi göremedin.

Gittiğin yere geldiğin yerden  kara bulutlarınıda götürdüğünden doğmadı sandın güneş.
Kalkabilir misin bu enkazın altından bilmiyorum, bir başka yüreğe kendini anlatmayada pek mecalin var gibi durmuyor.
Hoş şu sıra böylesine büyük işlerede kalkışma. Zaten paramparça bir yüreğin, tutmayan dizlerin, kurusa da içine içine akan gözyaşların var.

Sıyrıl, 

Bırak yolun neresinde pes etmek istiyorsa orada kalsın. Zaten yükün yüreğin yeterince ağır, yolunu kaybettin, tükendin, yoruldun...
Sesin soluğun kursaktan öteye geçmiyor.

Bilirim başkasının dağıttığını toplamayı sevmezsin ama en azından bu defa toparla kendini.

Bahar günlerine, Selametle!


Damien Rice - Cheers darlin'

3 Şubat 2017 Cuma

Ah Nirva!

                           


Küllerini savuran rüzgara kızma.
Her gün başka güle konan bülbülden aşık olur mu?

Giden mi özler kalan mı? Değil. Gidenin özlemeye hakkı yoktur.

Gözlerin doldu taşacak, kabuk bağlayan yaranı kanatmaya çalışırlar, seni iyi olduğuna inandırırlar Nirva.

Kanma.

Dünlerde kalmış kalakalmışlıklarını at köşedeki zifiri kutuya. 
Her zerresini ezbere bildiğin, her yolda gözün kapalı yanında olacağın, başını yasladığın o omuz ne kadar da yabancı şu sıra.
Yüreği burkulmuş kadınlar, keşke diye haykıran adamlar tanıdın Nirva.
Bu ne ilkti, ne de son olacaktı. Önceleri gözünü korkutan silleler alıyor hamlığını farkındasın değil mi?
Kendi kendini hapsettiğin bu uçsuz bucaksız okyanusdan yine kendi kendini azat edeceksin, sana senden başka fayda yok.
Ayarsız sevişlerin, tutarsız kahkahaların, dünlerde tanıdığın bugünlere çıkamayanları da bırak köşedeki zifiri kutuya.
Aç yeni bir defter, al eline eflatun bir mürekkep...
Baştan yaz seni peşinden sürükleyen hayatı, bu defa sen hayatın  peşinden değil o senin peşinden koşsun.
Şimdi ayaklanma vakti, kalk o masadan en  evvel kendinle helalleş.


Güzel günlere, Selametle!